|
ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
İlahi Senfoni
Bu sabah sesine uyandım yağmurun..
Sanki sema yeryüzüne indi..
O'nun muazzam rahmeti her yere sindi..
Toprak emdi her zerre, kana doya..
Yaprak aydınlandı, şenlendi, pırıl şıkır..
Gözümden boÅŸaldı aniden saÄŸnak..
Amma ciğerim hala yanık..
Susuz, kuru, kavruk..
Åžükür ki vuslat çabuk..
Şimdi nazlı nazlı inmekte ormana..
Titreşimi her yaprak tanesinde sin-şınnn..
Ve kuşlar cıvıltıda rahmetine vurgun..
Derin bir koro başlıyor..
İşte cümbüÅŸ..
Bu ne muhteÅŸem senfoni..
Birden..
Aniden sessizlik - es..
Ve su damlalarının ritmik müziÄŸi..
O ne ahenk, ne gam, ne nota..
Bu ne hüzün yarabbi..
İnil inil aÄŸlıyor orman, sanki gönlümün sesi..
Ve yaÄŸmur..
Ve toprak - ve yaprak - ve kuÅŸlar, tüm börtü böcek..
Ey başımın belası kirpiler, siz de duyun..
Ormandaki bu ses..
Bu ilahi senfoni..
İlahi senfoni..
Yaklaşan rabbimin sesi, şanlı musikisi..
Seçil
05-09-10
|
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
Sarı Yaz
Bu nasıl bir yaz!!!
Bu nasıl sarı - soluk - sıcak - upuzun bir yaz..
Bu nasıl hasreti içe tokmaklayıp gömen, dibinde eriten bir yaz..
Kavruk, sessiz ve derin bir yaz..
Sarıya durmuÅŸ her yaprak tanesinde ÅŸu koca aÄŸaçlardan rabbin ışıldadığı bir yaz..
Åžu dolunaylı gecelerde ışıl ışıl üzerimden içime ÅŸavkan...
Hiç eksik olmayan nur u ile parlayan-parlatan ve yalnız koyan bir yaz..
Bu nasıl bir yaz?!!!
Bu nasıl buram buram burnumda tüten, her yerde aratan bir yaz..
Bu nasıl güzelliÄŸinin hayaliyle meftun bırakan bir yaz..
YumuÅŸatan, kıvrandıran, sakinleÅŸtiren, içten içe, derince, yararak yürüyen ağır bir yaz..
TeÅŸbih ve tenzihin arasında, sanki bir daldan öte dala..
Ve her dalda O' nun belirdiÄŸi O'nunla dolu bir yaz..
İniltili bir yaz..
Yoksun bir yaz..
İçten içe buruk bir aidiyetle tek başına bırakan sarı- soluk - ıslak bir yaz..
Bu nasıl bir yaz?!!
Her yerde beliren, her yeri dolduran ama koyu-kıvamlı hasretiyle hiç durmadan sarartan bir yaz..
Bu nasıl haşmetiyle, narince saran ille tek başına koyan bir yaz..
Sevgilinin tüm hücrelere iÅŸlediÄŸi, dolduÄŸu, doyurduÄŸu..
Ve garip - Ve aç bırakan bir yaz..
Her günü ehemmiyetli ve emin geçen amma delirtici bir kavruklukla yakan bir yaz..
Bitsin artık bu ağır yaz..
Gelsin hazan mevsimi...
Eylül kavuÅŸmasında seyrana dalayım sanki ÅŸelale önü..
Bir sarı yaprak gibi konayım önüne, titrekçe, hafif, naif..
Öldü ölecek can çekiÅŸir, hasretle yüklü..
KavrulmuÅŸ, çıtırdamış gönlümle, kana kana içeyim ab u hayat suyundan..
Öleyim, dirileyim Rabbin o ÅŸanlı rüzgarından..
Çiçekler açayım mis kokulu, rengarenk..
Lütfuyla ÅŸenleneyim gayrı bu hazan mevsimi..
Bitsin artık bu sarı-soluk-sıcak yaz..
Seçil
26 AÄŸustos 2010
|
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
Poseidon'a..
Geldiniz...
Gök gürültüleri, ÅŸimÅŸekler çakarak geldiniz..
Gittiğinizde ardınızda bıraktığınız fırtına kasıp kavurdu buraları..
Sallandı her taraf..
AÄŸaçlar-orman oynadı sanki yerinden..
Gittiniz..
Ardınızdan binanın tüm yapı taÅŸları zınladı..
Öylece kalakaldım gidiÅŸinizde..
ÅžaÅŸkın, sevinçli ve umutlu...
Gözleriniz parlıyordu..
Aklımda kaldı.
O davudi ama peltekimsi sesinizin titreşimleri ortalıkta tınlıyordu..
Fırtınanız, boranız, rüzgarınız esti - gitmedi..
Yerine meltem rüzgarlarının ılık ve sıcak esintisini bıraktı..
Kimbilir belki kış gelecek..
Meltem de kalmayacak..
YaÄŸmur-kar-tipi..
Yollar kapanacak..
Bilemem..
Halen ılık ve tatlı bir meltem yüzümü okÅŸamakta..
Esinti, buruk bir tatlılıkla sarmalıyor ormanı..
Geldiniz ve gittiniz..
Karıştınız ve karıştırdınız..
Zaten karmakarışıktınız..
Karışıklığınızda daha da karışık oldunuz..
Dingin sularımı dalgalandırdınız..
Oysa ben bu suları dinginleştirmeyi nasıl da uzun zamanda başarmıştım!
Sularım fıkırdadı..
Minik minik, sevinçli dalgalarım oldu..
GüneÅŸim hep yanımdaydı..
Siz, estiniz ve gittiniz..
Yok siz gitmediniz..
Aslında burada kaldınız..
Ama öte yandan kaçtınız..
Siz kaçaksınız...
Bu kez büyük ihtimamla içine kaçtığınız kitaplarınız sizi saklayamadı..
Bir cümle-tek ve kısa bir cümle ile ele verdiniz kendinizi..
Gene de kaçtınız..
Siz kaçaksınız..
Kaçakları-korkakları hiç sevmem..
İzlerim onları..
Siz bu kez korktunuz ve kaçtınız..
Kaçmak, korkunuzu örtemedi..
Med-cezir oldunuz..
Siz dalgaların prensi Poseidon..
Kendi dalgalarınızda boğuldunuz..
Bu kez dalgalarınız en fazla size çarptı..
Siz alabora oldunuz..
Haklıydınız belki de!
Kaçtınız..
Kaçakları sevmem..
Korkakları hiç sevmem..
Cesur olmalıydınız..
Mutlak cesaret..Cesaret ve zerafet..
Cesaret kapısından geçmedikçe, dalgalarınızın girdabında helak olacaksınız..
Ya ben?
Biraz eser meltem...
Biraz ısıtır, hoş tutar..
Biraz karışırım rüzgarlarla..
Azıcık savrulurum belki..
Ama korkmam..
Bilirim!
Bir yılkı atının üzerindeki ÅžAH ımın beni koruduÄŸunu bilirim..
Cesaretim ve güvenim, özgürce ÅžAH a olan sevdamdandır..
ŞAH ımın sevdasıdır beni yaşatan, yaşamıma anlam katan..
Ben bu sevdanın yolcusuyum.
Korkmasaydınız..
Kaçmasaydınız..
Bu sevdanın yolunda yoldaş olabilirdik..
YolculuÄŸun zevklerini paylaÅŸabilirdik hepsi hepsi..
PaylaÅŸmasak da cane saÄŸolsun..
Yolumun güzelliÄŸi deÄŸiÅŸmez..
Siz dalgaların prensi Poseidon sanız..
Ben de Zeus un kızı Athena yım zeytin dalını uzatan..
Meltem rüzgarlarının eÅŸliÄŸinde, Zeus un kanatlarında, zeytini insanlığa sunan..
Dalgalarınız ve siz karmakarışıksınız..
Gidiniz-Aklanınız-Durulunuz..
Ve gelecekseniz...
Korkmadan-cesaretle-zerafetle geliniz..
O zaman belki;
Güzel bir yolculukta yoldaÅŸ olabiliriz..
Seçil
12-06-2010 01.30 |
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
Coşarım;
Kızıl-kahve atın yelesinde,
Dörtnala..
Doludizgin..
Hiç vazgeçmeksizin,
Özgürlük benim adım.
Bilir misin?
Yaşarım;
Dirençli ve dimdik omuzlarda,
Yelelerim savrulur..
Yılkı atının nalınlarında,
Toprak dahi şahlanır.
Toz, duman, durmadan..
Yorulur musun?
Ağlarım;
Yoklukta, çaresizlikte..
EzilmiÅŸlikte..
Ve anasız bebenin..
Evlat yitirmiş ananın..
Çığlığında..
Duyar mısın?
Direnirim;
Hak adına haksızlığın..
TüremiÅŸ sahte ilahların..
Yitik, pervasız, avarakasnak..
Nice aydın geçinen arasında,
İnsanca!
Nefes alır mısın?
Seçil
25 Aralık 2009 |
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
Bir Bahar Çiçek Açsam..
Kızıl, sarı yapraklar sergilemekteyken, sonbaharın tüm güzelliÄŸini..
DüÅŸen her yaprak tanesiyle..
Havaya savrulmakta, uçuÅŸmaktaydım...
Bir de baktım ki;
Kızıl, sarı bir yaprak olmuşum!..
Savrulup düÅŸtüm ama ölüm deÄŸildi bu düÅŸüÅŸ..
Yeniden bahar gelecek,
YeÅŸerecek aÄŸaçlar,
YeÅŸerip, sararsa da, düÅŸse de yapraklar..
Bu döngü hep sürecek...
Yaprak, yaprak olarak iÅŸlevini sürdürecek...
Gidecek, gelecek.
O halde aÄŸaç olmalı!
Tüm yaprakları gövdesinde barındıran,
AÄŸaç!..
Yaprakları olsa da, olmasa da ayakta kalan..
Dalları kimi kupkuru, kimi yemyeşil, sanki yaşayan bir adam.
Adam mı?!
Kadın olmalı aslında..
ÇiçeÄŸi ve meyvesi ile ana olup, hepsini içinde barındıran...
Ana olmalı, ana!..
Çiçekle koku, meyveyle tad bırakan..
Çiçekler solmakta ve meyveler çürümekte idiyse..
O halde asıl olan..
Çiçekte, meyvede tohumum ben o zaman..
Tohumum!
Toprak anada saklanan, büyüyen ve korunan..
Günü gelende filize varan..
Dalıyla, yaprağıyla, çiçeÄŸiyle, meyvasıyla..
AÄŸaç olan..
Ve yeniden tohuma duran..
Kızıl, sarı yapraklardan..
Tohuma gittim hiç yadsımadan.
En güzeli; çiçek açmak, meyve vermek idiyse,
YaÅŸamı, diriliÅŸi, yeniden doÄŸuÅŸu içinde barındıran,
Bir tohum olabilirim sadece..
GüneÅŸini görecek..
Büyüyerek, geliÅŸecek..
Ve bir bahar çiçek açacak olan.
Seçil
17-12-2009 |
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
Åžah - Mat
Arınmak gerek bu yolda, bilirim..
Nereye el atam, lakin kirlenirim...
O Sultanı düÅŸününce fikrimde..
Ak pak olur, dolar içim, sevincim.
Zorlu yoldur, nere baksam görürüm...
'Kolay ise durma yap' der bilirim...
Kolaya kaçar hep ÅŸu dinazor nefsim...
Bir tek O'nu düÅŸünür, pür-ü pak hissederim.
Atmış bizi bu meydana, titrerim..
Ezelden kesilmiÅŸ bir kez biletim...
Lakin ÅŸaÅŸmaz bulduÄŸumdan, neferim..
Åžahı görür, mat olurum, hayranım.
Kimselere etmem hiç ÅŸikayet...
Bir tek ondadır, ondan gelir tüm rahmet...
Öyle ise durma Seçil secde et...
Ayda görür, güneÅŸime bakarım.
Lezzetlidir, bu arayış, bu figan...
Nazlı nazlı, sarmalar, nere gitsen, o her an...
Gör celali, sarsıl, durul ve uyan...
O'nu görür, hak bilirim, kıyamım.
Gönlüme düÅŸse de, uzaklığın kederi...
Gözüm kaparım, hemencecik zemheri...
Ahh nasıl da tatlıdır, O'nun dilleri...
Ilgıt ılgıt, eriyip de ağlarım.
Özlerim çoÄŸu zaman, her yanım olur figan...
Hayalimde göz bebeÄŸimde bulurum heman..
Aklım çıkar, ya uzaksa, bana yan...
Ümid eder, cemaline dalarım.
Göründü sonunda, bana da üryan...
Titredim, aÄŸladım, özledim, devam...
Bir de güzel baktı mı, ummadığımda yandan...
O bakışı, deler beni, sanki; canımdan bir can.
Seçil
13-12-2009 |
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
N'aparım..
Gezerim, dolanırım...
Yerim, içer, oynarım...
ÇoÄŸu da aldanır, hep içimde aÄŸlarım...
Bir tek Rabbin önünde, sevinç ile dolaşırım.
Çalışırım, uÄŸraşırım...
Mutlu oldum, sanırım..
Unutmam daim; O'nu aklımda taşırım...
Bir tek Rabbin kelamında, arınırım.
Üzülürüm, korkarım...
Hata yapar, yanarım...
Her iÅŸimde; O'na layık olmaya çalışırım...
Bir tek Rabbin sevinciyle yaşarım.
Oynarım, yenilirim...
Tuzak, hayat, bilirim..
O'nu canımdan yakın görürüm...
Bir tek Rabbin yanındadır huzurum.
AÄŸlarım, hüsrandayım...
Korkarım; dünyaya aldanmayayım?!
Ümit dolar, hemen yanına koÅŸarım...
Bir tek Rabbin kanadında mutluyum.
Seçil
13 Aralık 2009 |
| Gönüllere Sultan Gerek.. |
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
Gönüllere Sultan Gerek..
Hayat geçer, yükü ağır, doludur.
Hayat ezer, her dem kambur çıkarır.
Ferah oldum sanma, bela kapı ardındadır.
Gönüllere sultan gerek, bul sultanı, dal aÅŸka..
Nereye baksan, koÅŸsan, cefa çıkar sonunda.
Bakacak yer kalmadıi her yan olmuş, kapkara.
Neyleyim der, çırpınırsın, ekmek aslan aÄŸzında.
Gönüllere sultan gerek, bul sultanı, dal aÅŸka..
Bitmez çile, dünya iÅŸi vesvese.
Kimi görsen, derdi akar sözünde.
ÇoÄŸunlukla firavundur zihninde.
Gönüllere sultan gerek, bul sultanı, dal aÅŸka..
Arayıp, dolanırsın, her yan olmuş, tam zindan.
Neye tutunsan, nefsi ile koÅŸar, tam düÅŸman.
Asıl sorun, tutunduÄŸun dünya, yalan.
Gönüllere sultan gerek, bul sultanı, dal aÅŸka..
Seçil
13 Aralık 2009 |
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
BebeÄŸim..
BebeÄŸimdi o benim, nazlı, güzel, cankızım..
ÇocuÄŸum oldu sonra, dalgın-masum-yaralım..
Büyüdü ergen oldu, yanlış doldu anası..
Gönlü büyük cankızım, hoÅŸgörülü sırmalım.
Hatalar daÄŸ olup, önüne devrilince..
Bir çıkar yol aradı, anne kalbi meÅŸale..
Evlat gönlünde sıcak, hiç sönmeyen ışıktı..
Mazlum, derin, duyarlı, o her zaman masumdu.
Arayış aydınlattı, karanlık mağarayı..
Bulunca ışığını, yer gök, evren ışıdı..
BuÄŸulu gözlü bebek, anasının yanında..
O muhteşem ışığa, hemencecik bağlandı.
Yol çok muhataralıydı, tecrübe hemen oldu..
AÅŸkla atan o kalpler hiç yerinden sapmadı..
Zilzeladan arda kalan enkaz yığınlarından..
Rabbimiz yardımıyla dimdik ayağa kalktı.
Seçil
22 Kasım 2009 |
| • Seçil Nebioğlu   |
| 11 Sep 2010, Sat |
|
Çarem
Hatalarım burdan şehre yol olur..
Hatayı yaptım ise, orda kalmak zul olur..
Çek kafanı, o simsiyah buluttan..
Rabbi görmek her hatayı unutturur.
Unuttum deyipte, aldanıp kalma!
Åžu yalan dünyada, hülyaya dalma..
Uyan, gör, anla, seyran et O'nu..
Rabbi bilmek, teslim olmak ancak seni kurtarır.
Buldum, gördüm, bildim diyen hayrette kalır.
El tuttum, her adımda benim ile dolaşır.
Bundan böyle Rabbim bilir ne olur?
Rabbi anmak, gönülleri ferahlatır.
Bitmez, hayat çile, yükle doludur.
Geçmez günler, O her daim kendin hatırlatır,
O'nu gören, sevinçlere gark olur.
Rabbi sevmek, hayata anlam kazandırır.
Seçil
6 Aralık 2009 |
|